Hobi

Genesys Türkiye, Satış Müdürü Enda Kesim:

“Yolda olmak, benim için nefes almak gibi birşey”

Kendisi için seyahatlerin tatilden çok bir yaşam şekli olduğunu belirten Enda Kesim, her yolculuğu yeni şeyler keşfetmek için bir fırsata çeviriyor.

Farklı tatil destinasyonlarını deneyimlerken, tercih ettiği rotalarla alışılmışın dışında bir gezgin profili çiziyor.  Bu seyahatleri sırasında bol bol fotoğraf çekmeyi ihmal etmeyen Kesim, vakit buldukça bu deneyimlerini “hayatgezenegüzel” isimli instagram adresinden takipçileriyle paylaşıyor.

“Sizi tanımlayan şey işiniz değil, zevk aldığınız şeyler olmalı” diyen Kesim, iş temposu ne kadar yoğun olsa da, özel hayata değer vermenin ve vakit ayırmanın değerine inanıyor.

Herkesin, ilgilenilen hobi ne olursa olsun, kendisini ifade edebildiği farklı bir alanlar bulmasının önemine ve sahip olunan hobilerin iş hayatına olan katkılarına dikkat çekiyor.

Günlük hayatındaki rutin aktiviteleri dışında, seyahatlere ayrı bir yer ayıran Enda Kesim ile hobileri üzerine konuştuk.

Yoğun tempoda çalışırken hobileriniz için nasıl vakit buluyorsunuz? Neler yapıyorsunuz?

İnsan ne kadar yoğun çalışırsa çalışsın, özel hayatına değer vermeli ve özen göstermeli diye düşünüyorum. Çalışma hayatımız zamanımızın büyük bir kısmını kapsasa da, keyif aldığımız şeylere zaman ayırmayı ihmal etmemek gerekiyor.

İstanbul’da olduğum sürece farklı dallarda sportif ve sanatsal aktivitelere zaman ayırmaya çalışıyorum. Tenis, koşu, tiyatro, konser gibi… Gündelik hayatımın olmazsa olmazları onlar. Diğer yandan seyahat etmeyi çok seviyorum. Yolda olmak, nefes almak gibi bir şey benim için. Bir yerlere gitmek için gerek iş, gerek özel nedenler her fırsatı değerlendiriyorum. Seyahat demek yeni bir şeyler keşfetmekle eş anlamlı benim için.

Seyahat tercihleriniz nasıl? Yaz tatilini mi, kış tatilini mi daha çok tercih ediyorsunuz? 

Seyahati tatil olarak düşünmüyorum aslında. Onu bir yaşam şekli haline getirmeye çok yakınım. İş dolayısıyla olan seyahatler zaten yolculuğun tatil çağrıştırmasının tamamen önüne geçiyor. Ama iş için seyahat ettiğinizde dahi, gittiğiniz yeri keşfedecek kısa zaman aralıkları olabiliyor ki, bu çok keyifli.

Her gidilecek yerin ayrı bir tadı var, o yüzden yaz ya da kış diye bir ayrımım yok aslında. Alaska’da kışın, Afrika’da da yazın ortasında olmayı çok tercih etmesem de, her mevsime uygun bir destinasyon bulmak mümkün.

Tatillerde işten uzak kalmak mı, ulaşılabilir olmak mı tercihiniz?

Tatillerde işten uzak kalmak artık büyük bir lüks geliyor bana. Ne her saniye ulaşılabilir olmayı tercih ederim, ne de tamamen izole olmayı. Bazı şeyler için eve dönüşü beklemek benim ruhuma aykırı biraz da. Yapılacak bir şey varsa, hemen o anda aksiyon olmayı tercih ederim. Bunun bir zorunluluk olarak benden beklenmesi değil ama süreci devam ettirebilme isteğim diyelim.

Seyahat ettiğiniz ülkelerde nasıl bir gezi programı planlarsınız?

Her coğrafyanın farklı bir özelliği var tabi. Avrupa’da bir şehre gitmenin en büyük keyfi, şehri yürüyerek gezebilme esnekliği. Çoğu yerde araca ihtiyaç duymadan şehri keşfetmek mümkün. Diğer yandan sadece büyük şehirleri değil, şehirlerarası yollardaki küçük kasabaları ziyaret etmenin de ayrı bir tadı var.

Afrika’da, Asya’da ise büyük şehirler kadar o bölgelerin kültürlerini keşfetmek de önemli. Doğasıyla, insanıyla, mutfağıyla çok farklı hayatlara tanık oluyorsunuz. Ve bence seyahat etmenin güzelliği böyle yerlerde daha çok hissediliyor.

Seyahat denince akla sadece yurtdışı da gelmemeli. Türkiye’de gezip görülecek o kadar çok güzellik var ki. Tatil amacıyla gidilen sahil kenarları çok popüler olsa da, Anadolu’nun her köşesi gidilip görülesi zenginlikler barındırıyor. Çok yakınımızda olduğunu düşünüp erteliyor ve kaçırıyoruz bazen bu güzellikleri. Ancak önce ülkemizi keşfetmekle başlamalı.

Gittiğiniz yerlerde sizi en çok etkileyen ülkeler hangileri oldu? Sizi etkileyen yönleri nelerdi bu ülkelerin?

Tekrar tekrar gidip daha fazla gezmek, daha fazla vakit ayırmak istediğim çok yer var dünyada. Bunlardan biri Izlanda. Kelimelere dökmesi çok zor bir güzelliği var İzlanda’nın. Gezerken kendinizi bu dünyanın dışında hissetmenize sebep olan farklı bir doğaya sahip. Doğal termal havuzlardan buzullara, volkanların arasından Fyord’lardaki enfes manzaralara doymak mümkün değil.

En çok etkilendiğim kıta ise Afrika. Mısır’ı Afrika kültüründen ayrı tutarak söyleyebilirim ki, gerçek Afrika ile 4 sene önce tanıştım. Şimdiye kadar Madagaskar, Uganda, Etiyopya, Tanzanya, Senegal, Namibya ve Güney Afrika Cumhuriyeti’ne gittim bu kıtada. Doğasıyla, insanıyla, farklı kültürleriyle insanı öyle bir içine çekiyor ki, daha ayrılırken geri dönüş planları yapmaya başlıyorsunuz. Afrika beni hep geri çağırıyor.

Ne tür fotoğraflar çekiyorsunuz? 

Özel bir tür çekmeye çalıştığımı söyleyemem. Benimki hala amatörlüğün ilk seviyeleri benim gözümde. Daha çok fırın ekmek yemem gerekiyor. Bana güzel ya da farklı görünen görüntüleri yakalamaya çalışıyorum daha çok. Bu bazen bir yerlinin yürüyüşü, bazen bir günbatımı, bazen bir leoparın esnemesi. Su altında da görüntü çekiyorum, orada daha çok video çekimi yapıyorum. Basit cihazlarla video çekimi yapmak, profesyonel fotoğraf makinaları ile dalış yapmaktan daha rahat geliyor bana. Hem anın tadını çıkarabiliyorum, hem de o anları kaydedebiliyorum.

Sosyal medyayı etkin kullanır mısınız? Sizin için ne kadar önemli?

Gezilerim ile ilgili notlarımı düzenli bir formatta saklamak için blog tutmaya başlamıştım seneler evvel. Ancak blog tutmanın da ciddi zaman istediğini fark ettim. Vakit ayıramamaya başladım. Bununla beraber Instagram herkesin hayatında daha çok yer kaplayıp, fotoğraf odaklı olduğu için tercihim o yönde oldu ve sadece gezi fotoğraflarım için kullandığım hayatgezeneguzel isminde bir Instagram hesabı açtım.

Ama sosyal medya fenomeni olmaktan çok uzak bir yoğunlukta kullanıyorum hesabı. Her seyahatimi bile koymuyorum bazen, zaman ayıramadığım için. Diğer yandan, bu iş de aslında gerçekten mesai harcanması gereken bir konu ve çoğu zaman bu kısmı ile ilgilenmeye fırsat bulamıyorum.

Gerçekleştirmeyi çok istediğiniz ancak fırsat bulamadığınız, “keşke yapsaydım” dediğiniz bir uğraş var mı?

Bir müzik aleti çalmak isterdim. Küçükken gitar çalmayı öğrenmeye başlamıştım, ama ergenliğin getirdiği isyankarlıkla devam etmeden bıraktım. Şimdi tekrar gitar ya da bateri çalma hevesim var aslında. Hiçbir şey öğrenmek için geç değil; öğrenmenin yaşı yoktur, değil mi?

Hobi edinmenin sosyal hayat ve iş başarısına katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Başta da söylediğim gibi, insan ne kadar yoğun çalışırsa çalışsın, özel hayatına değer vermeli, özen göstermeli. Çalışma hayatımız, işimiz zamanımızın büyük bir kısmını kaplasa da, keyif aldığımız şeylere zaman ayırmayı ihmal etmemek gerekiyor. Yaptığınız hobi ne olursa olsun, bu tip uğraşlar insanın zihnen ve ruhen dinlendiriyor, geliştiriyor. Sizi tanımlayan şey işiniz değil, zevk aldığınız şeyler olmalı. Hobileriniz vasıtasıyla genişleyen sosyal çevreniz, iş network’ünüzün de genişlemesini sağlayabiliyor.  Daha çok şey paylaştığınız insanlarla daha keyifli çalışma imkânı buluyorsunuz çoğunlukla.

Çağrı merkezi çalışanlarına bu konuda önerilerinizi neler olur? 

İnsanın kendini iyi hissettiği, uzmanlaşmak istediği, keyif aldığı yönlerini keşfetmesi, bu konuda emek ve zaman harcaması uzun vadede büyük bir tatmin veriyor insana. Bu gezmek olabilir, müzik olabilir, başka bir alan olabilir, ama herkesin kendisini tarif ederken yapmaktan keyif aldığı, iş dışında zamanını değerlendirmeyi tercih ettiği, özen gösterdiği bir konu bulması ve ona zaman ayırması bence çok önemli…