Ferit Aktuğ:“Üniversitede kaçırdığım sınav hayatımın dönüm noktası oldu”

Kavak Yelleri’nin fedakâr ağabeyi Metin’i, Aramızda Kalsın’ın Mahir’i, Ufak Tefek Cinayetlerin Taylan’ı… hepsini çok sevdik ama bu karakterlere hayat veren Ferit Aktuğ’u hepsinden daha çok sevdik.

Sakin bir çocukluk dönemi geçirdiğini söylese de, çocuk ruhlu, muzip bir adam bulduk karşımızda. Uzun yıllardır tanıyormuş hissi uyandıran samimi sohbetiyle Ferit Aktuğ, kariyerine ve çağrı merkezi sektörüne dair sorularımızı yanıtladı.

Çocukluğunuz Adana’da geçmiş. Nasıl bir çocuktunuz?

Ankara’da doğdum. 12 yaşındayken, Ankara’dan Adana Ceyhan’a taşındık. Ankara, insanların birbirine saygı gösterdiği bir şehir. Ceyhan’da karşılaştığım ortam çok daha farklıydı. Adanalılar bana kızmasın ama biraz kavgacı bir yapıları var.

Yazlığımız Yumurtalık’ta. Ailem de ben de arada gidiyoruz yazlığa. Çok sevdiğim arkadaşlarım var orada. Hatta Ceyhan Prensleri diye WhatsApp grubumuz var.

Annemin tabiriyle, çok uslu ve efendi bir çocukmuşum. Bir şeye sahip olmak için inat etmek veya ağlamak gibi huylarım hiç olmamış. Parkta koşturan çocukları sakince izlerdim ben. Çocukluğu çocukken yaşayamayınca, şimdi çocukluklar yapıyorum.

Oyunculukla yolunuz nasıl kesişti?

17 yaşına kadar Ceyhan’da yaşadıktan sonra İzmir Dokuz Eylül Üniversitesini kazanınca İzmir’de yaşadım bir süre. Dokuz Eylül Üniversitesinde iktisat okudum. Okulun ikinci senesi tiyatro kulübüne başvurdum. Üçüncü senemde, İzmir’de özel bir TV kanalında sunuculuk yapmaya başladım.  Okul son sene 2 dersten uzayınca, okulu bitirmeme iki ders kaldığı için İzmir’de kalmam gerekmez diye düşündüm. İstanbul’a geldim. Taksim’deki Akademi İstanbul bir isimli sanat okuluna başladım.

Bu workshop programı içindeyken, rahmetli Tarık Akan’ın olduğu Koçum Benim projesi karşıma çıktı.

Kast Direktörü Erkan Akın, Akademi İstanbul’daki dersimize gelmişti.  Dizinin konusu basketbol olunca, biraz uzun boylu olduğum için “sen oynamak ister misin” diye sordu. İlk işim Tarık Akan’la olacaktı. Daha ne isterim diye düşündüm. Bu çok büyük bir şanstı benim için. Hemen kabul ettim. İlk sete gidişim 2002 yılıydı.

Çok iyi bir kadrosu vardı dizinin. Ozan Güven, Engin Altan Düzyatan, Nehir Erdoğan, Yasemin Ergene… Oyuncuların birçoğu da o dizinin ardından tanındı.

Hayatınızın dönüm noktası Koçum Benim miydi?

Aslında hayatımın dönüm noktası üniversitenin beşinci yılıydı. İkinci sınıfın dersi mikro-iktisattan bir türlü geçememiştim. O sene geçmek için çok kararlıydım, sınava çok çalışmıştım ama gittiğimde öğrendim ki sınav iki saat önceymiş ve bitmiş. O sınavı kaçırmak hayatımın dönüm noktası bu oldu. Ben o sınavı vermiş olsaydım ve üniversiteyi 5. yılda bitirseydim, belki de bu işlere hiç girmeyecektim. O sınavı kaçırmam hayatımı değiştirdi.

Koçum Benim’den sonraki süreçte neler oldu.

Koçum Benim’in kast Direktörü Erkan Akın, Abdullah Oğuz’un yapım şirketi ANS’ye geçmişti. ANS de Kampüsistan diye bir gençlik dizisini çekiyordu. Erkan Abinin vasıtasıyla o dizide oynadım. Dizi bittikten sonra Kampüsistan’ın yapımcısı Timur Savcı kendi şirketi TİMS’i açtı. Ben de kendimi TİMS’in çektiği Kavak Yelleri’nde buldum. Kavak Yelleri de 170 bölüm sürmüştü.

Sizinle bir kez çalışan bir daha bırakmak istemiyor galiba.

Evet öyle bir durum var.

Oynadığınız karakterler içinde sizin en sevdiğiniz karakter hangisi?

Mahir karakteri vardı Aramızda Kalsın dizisinde. Çekimlerini Beykoz’da yaptığımız, başrolünde Uğur Yücel’in oynadığı bir diziydi. Yer aldığım dizilerde en sevdiğim karakter Mahir oldu.

Dizilerde sizin için zor olan çalışma arkadaşlarınız oldu mu?

Kampüsistan setinde zor bir oyuncuyla çalıştığımız olmuştu. Bazen sete geç gelirdi. Bazen hiç gelmezdi. Onun dışında böyle bir profil bana pek denk gelmedi.

Uğur Yücel gibi isimlerle aynı sette olmak nasıldı?

Uğur Abi, çok profesyonel, çok bilgili, kültürlü bir adamdı. Dizideki herkes onu çok seviyordu. Aramızda Kalsın dizisi bittikten sonra da, onunla çalışma şansı bulan tüm arkadaşlarım onu çok sevdi. Bir insanı herkes çok seviyorsa bu tesadüf değildir.

Ufak Tefek Cinayetle’e gelirsek. Hayatınızda neler değiştirdi?

Ufak Tefek Cinayetlerin yönetmeni, oynadığım bir önceki dizinin yönetmeniydi. Beni arayıp diziden bahsetti. Aslında bana Yıldıray Şahinler’in oynadığı Mehmet Karakteri önerilmişti. Onun için gittim. Sonra bazı değişiklikler oldu. Benim karakterim Taylan oldu. İyi ki Taylan olmuş. Ben çok severek oynadım. Taylan, Türk erkeğinin yüzde altmışını temsil eden bir karakter bence.

Hangi özellikleriyle?

Aslında temiz kalpli. Evli olduğu halde aklı fikri başka yerlerde ama sadece lafta. İmkan bulsa yapamaz, yüzüne gözüne bulaştırır. Uçarı ve eğlenceli tipleri oynamayı seviyorum. Taylan da öyle bir karakterdi.

Bir Beşiktaş taraftarı olduğunuzu biliyoruz. İş dışında neler yapıyorsunuz?

Beşiktaşlı bir grup arkadaşımız var. Her sene kombinemizi alıyoruz. Birlikte maçlara gidiyoruz. İstanbul’daki maçlara mutlaka gidiyoruz. Bazen deplasmana gittiğimiz de oluyor.

Onun dışında hanımla geziyoruz. Motosiklet kullanmayı seviyoruz. Birkaç gün önce evden çıkıp, Rumeli Feneri’ne kadar gittik. Sarıyer’in üzerine çıktığınızda koku bile değişiyor. Motor, dış dünyaya daha açık bir araç olduğu için ciğerlerimiz bayram ediyor. Karaburun, Çatalca gibi İstanbul’un etrafında motorla gidebildiğimiz yerleri dolaşmayı seviyoruz.

Motosiklet çok büyük bir özgürlük ama dikkatli kullanmak gerekiyor. Bir ay önce ilk kez düştüm. Aynı yerdeki yedinci motor kazası olduğunu söylediler. Bir gün sonra oranın etrafını şeritlerle çevirdiler. Devletin de kişisel hataların dışındaki teknik hataları en aza indirecek tedbirler alması gerekiyor.

Trafikte motorlu olmak zor. Diğer araçlar, hep tedbirli olması gereken motor kullananmış gibi davranıyorlar. Siz böyle sorunlar yaşıyor musunuz?

Ben hiç öyle bir şey yaşamadım. Trafikte sıkıştırılmadım. Bu konuda biraz şanslıyım. Üstelik Plakam FB olduğu halde. Farklı takımlardan birinin herhangi bir tacizine maruz kalmadık. Başta plakayı değiştirmeyi düşünmüştüm ama benim ve eşimin baş harfleri olduğu için bu şekilde kalsın dedik, değiştirmedik.

Hiç çağrı merkezi aradınız mı? Yaşadığınız ilginç bir diyalog var mı?

Çok fazla aradım. Tartıştığım da oldu. Çok aklı başında kişilerle konuştuğum da oldu. Çağrı merkezi işi tuhaf bir iş.

Çağrı merkezli çalışanları,  sadece seslerini ve iletişim becerisini kullanarak fark yaratmak durumunda. Sizi çağrı merkezi çalışanlarına yönelik tavsiyeleriniz oldu mu? 

İşleri gerçekten çok zor. Orayı arayan insan zaten genelde dertli insanlar. Hatta yaşadığı sorun yüzünden sinirliler. Bu nedenle biraz alttan almalarında fayda var.

Aslında hepimiz biliyoruz ki, üstte bir hata var ve konu bir şekilde çağrı merkezi çalışanlarının önüne geliyor. Ben çoğu zaman, “sizin için ne yapabilirim” dediklerinde, “lütfen bu kaydı yöneticilerine dinlet” diyorum. Öyle bir şansları varsa bunu yapmalılar.