Hobi

Vodafone Bilgi ve İletişim Hizmetlerinden Sorumlu Genel Müdürü Rasim Karas:

“Seyahatlerimde çok düzenli ve kurallı yerleri sevmiyorum”

3.5 yıl Vodafone Kıbrıs’ın Genel Müdürlüğünü yaptıktan  sonra 1 yıl kadar önce Vodafone Bilgi ve İletişim Hizmetleri Genel Müdürlüğüne getirilen Rasim Karas ile, Kıbrıs’ı, İstanbul’u, seyahat ve fotoğraf tutkusunu konuştuk.

Sorularımızı büyük bir içtenlikle yanıtlayan Rasim Karas, İstanbul’un sunduğu yaşam tarzı hobilere vakit ayırmaya izin vermese de, her fırsatta hayata fotoğraf molaları vermek için kendine fırsatlar yaratmayı ihmal etmiyor.

Basketbol ve eğitim hayatı arasında tercih yapmak durumunda kaldığı yol ayrılımda eğitimi tercih eden Karas, bugünlerde ise zamanının önemli bir bölümünü 22 aylık olan ikizleriyle geçiriyor.

İş dışında neler yapıyorsunuz?

17 yaşında bir kızım var. Şimdi de biri kız diğeri erkek ikizlerim oldu.  Onlarla vakit geçiriyorum bu aralar. 22 aylık oldular. Şu an en keyifli zamanaları aslında.

Uzun yıllar Efes’te basketbol oynadım. Spor hayatımın önemli bir parçası. Bunun haricinde de fotoğraf çekiyorum, gezmeyi seyahat etmeyi seviyorum. Her iki hobimi birleştirebilme fırsatı verdiği için fotoğraf çekme seyahatleri benim için güzel bir kombinasyon oluyor.

Bu gezileri iş seyahatlerinizle birleştirme şansınız olmuyor mu?

Onu mutlaka yapıyorum. Hiçbir iş seyahatim sadece işten ibaret olmuyor. Ya öncesine ya sonrasına izin alıp iş seyahatini fırsata çevirmeye çalışıyorum. Bunlardan en ilgini Hindistan’dı. Hindistan’da gittiğim bir eğitimde 2 haftalık izin alarak uzun bir Hindistan seyahati yapmıştım.

Fotoğraf seyahatlariniz sırasında yaşadığınız ilginç deneyimler var mı?

Ben seyahatlerime hiçbir zaman turla gitmiyorum. Hindistan’da birkaç şehir gezeceğim için trenle ulaşım planı yaptım. Tren deneyimini de yaşamak istedim. Oradaki bir acenteyle konuştum. Bana “ilki deneyim ama ikincisi çok fazla dediler.” O anda ne demek istediklerini anlamadım tabi. Sonrasında trene binince karşılaştığım manzara; çok kalabalık olmasının yanında kesinlikle hijyenik olmayan, insanların yerlerde oturduğu, kompartıman ortamının iki katlı bir ranza önüne çekilen bir perdeyle sağlandığı, kötü kokulu  bir yolculuk oldu. Bu şekilde geçen 10 saatlik bir yolculuğun ardından o görevlinin ne demek istediğini anladım.

Diğer bir anım da Bali’de fotoğraf çekerken, başımdaki güneş gözlüğünün bir maymun tarafından çalınması oldu. Ancak bundan daha ilginci; Oranın yerlisi olan birinin maymunla muz karşılığında gözlüğü takas etmesi ve gözlüğümü bana bir ücret karşılığında tekrar satmasıydı. Sanırım maymunlarla işbirliğine dayanan bir iş alanı yaratılmış.

Fotoğraf konusunda nasıl yerleri tercih ediyorsunuz?

Bu benim de kendime sorduğum bir soru. Ben çok fazla düzen sevmiyorum. Bir bilinmezlik olmalı o an karar vermeliyim. Bu sadece yaptığım gezilerle ilgili değil, hayat tarzım aslında. Kendim keşfetmek ve bu anlamda kendimi zorlamak isterim. Öncesinde çok detaylı programlar yapmıyorum. Bu anlamda Avrupa veya Amerika  beni çok fazla cezbetmiyor. Herşey düzenli ve kurallı. Keşfedecek birşey yok. Bana çok yapay geliyor. Bu nedenle Uzakdoğu, Ortadoğu, Latin Amerika gibi lokasyonlar benim için daha cazip.

Kuralsızlık konusunda Türkiye de iyi fırsatlar sunuyordur o halde size.

Kıbrıs’ta 3.5 yıl Vodafone Kıbrıs’ın Genel Müdürlüğünü yaptım. Oradan sonra İstanbul bana çok zor geldi. Kıbrıs’ta hayat çok kolay ve güzeldi. İş hayatını ve özel hayatı birbirinden ayırmak kolaydı. Burası ise sadece iş hayatı oldu benim için.

Bunu şöyle açıklayabilirim; Orada iş ve ev aravsında mesafe ve süre çok kısa olduğu için bana çok daha fazla zaman kalıyordu. Bu sürede kendime çok daha fazla zaman ayırabiliyordum. İşten çıkıp denize gitmek veya arkadaşlarımla birlikte vakit geçirmek mümkün olabiliyordu.  İstanbul’da böyle birşey mümkün değil. Zamanınızın önemli bir bölümü yolda geçiyor ve yolda geçen süre sizi  o kadar çok yoruyor ki enerjiniz daha güne başlamadan azalıyor. Akşam dönüşte de aynı şekilde yol yorgunluğu nedeniyle dışarı çıkmak bile istemiyorsunuz. Zaten sadece birşeyler yiyecek kadar zaman kalıyor ve gün bitiyor. Bu nedenle burada sadece 1 hayatım var diyebilirim.

İstanbul çok zor bir hayat sunuyor. Hobileri bir kenara bırakalım, arkadaşlarınızla zaman geçirmek için bile yeterince vakit bırakmıyor.

Basketbolu hangi dönemde oynadınız?

Basketbolda küçük, yıldız ve genç takımlar var. Her birini ikişer sene olarak düşündüğümüzde 5-6 sene kadar oynadım. Lisenin sonunda genç takımdan ayrılmak zorunda kaldım. Çünkü üniversite eğitimi ve basketbol arasında bir karar vermem gerekiyordu. Elbette bu bir tercih. İkisini birlikte yürütmek de belki mümkün olabilirdi ama çok zor olacaktı.

Tatillere ailenizle birlikte mi çıkmayı tercih ediyorsunuz?

Duruma göre değişiyor aslında. Ailemle çıktığım tatiller beklenmedik maceralar için çok uygun değil tabi. Bazen 17 yaşındaki kızımla seyahat ediyoruz. İkizlerle bir seyahate henüz çıkmadık.

Fotoğraf çeken arkadaşlarım var. Onlarla fotoğraf seyahatleri yapıyoruz. Ama ben bu gezileri tek başıma yapmayı da çok seviyorum.

 

Tatil tercihleriniz alışılmışın biraz dışında. Peki yemek tercihleriniz?

Yemek konusunda çok seçici değilim. Yeni denemelere açığım. Özellikle deniz ürünlerini çok severim. Favori mutfağım Tayland mutfağı. Sonrasında Çin mutfağı diyebilirim.

Uzakdoğu mutfağı demişken, asla denemem dediğiniz şeyler var mı?

Böcek yemeyi hiç denemedim. Sadece Kıbrıs’ta denemiş olmak için bir kez kurbağa yemiştim. Onun da tekrarı olmaz asla.

Türkiye’de yemek olarak hangi yöre favoriniz?

Türkiye’de durum biraz daha farklı. Örneğin Trabzon beni çok şaşırtmıştı. Orada bu kadar çeşitli ve güzel yemekler olabileceğini hiç düşünmemiştim. Hayatımdaki en güzel döneri Trabzon’da yedim örneğin. Doğu Anadolu mutfağı favorilerimden biri. Ayrıca zeytinyağlıları çok sevdiğim için Ege mutfağı da benim için önemli.

Babam selanik göçmeni. Balkanlar’da Avrupa’dan daha geniş bir mutfak kültürü var aslında. Hem yerel mutfak, hem Osmanlı etkisi hem de batı etkisiyle çok zengin bir kültür oluşmuş. Balkanlar da seyahat planlarım arasında ama henüz gitme şansım olmadı.

Hayatınızda keşke yapsaydım dediğiniz birşey oldu mu ?

İngilterede çalıştığım dönemde, ekip arkadaşlarımdan biri işten ayrılacağını söyledi. Biz her zaman işten ayrılmak için bir problem olması gerekir gibi bir bakış açısına sahip olduğumuz için “bir problem mi var” diye sordum. Gerekli bütçeyi çalışarak kazandığını ve kendini tanımak için Latin Amerika’ya gitmek istediğini söyledi.

Yaşım ilerledikçe bu durumu daha iyi anladım. Keşke ben de daha önce bunu farketmiş ve kendimi tanımak için kendime fırsat vermiş olsaydım. Neleri seviyorum, neleri sevmiyorum, ne kadar toleransım var veya limitlerim nerede gibi soruların yanıtlarını o dönemlerde aramış olmak isterdim. Yoğun bir aile korumacılığı altında yetiştirildiğimiz için bizim kültürümüzde bunlara pek yer yok.

Ben yapamadım ama umarım çocuklarım böyle bir fırsatı kendilerine yaratırlar.

İleriye yönelik planlarınız nelerdir?

Ben Kıbrıs’a aşık oldum diyebilirim. Emeklilik döneminde orada yaşamayı düşünebilirim. Planlarımda bir değişiklik olmazsa Kıbrıs’ta bol balıklı, bol güneşli, huzurlu bir hayat düşünüyorum. Ama İstanbul’dan tamamen kopmak da istemem. İstanbulu herhangi bir yerle kıyaslamak bence haksızlık. İyisiyle kötüsüyle, ne kadar şikayet etsek de bize sunduğu güzellikler ve ayrıcalıkları da var. Yılın büyük bir kısmını Kıbrıs’ta birkaç ayı da burada geçirebileceğim bir düzen kurabilirim belki.

Kıbrıs’ın Türkiyedeki algısı sadece deniz güneş ve kumar olarak düşünülüyor ama bu çok yanlış bir algı aslında. O kadar zengin bir kültürü ve gezilecek o kadar güzel yerleri varki. İnsanları tanıdıkça ada insanının samimiyeti sizi çekmeye başlıyor zaten. Sabahları işe giderken sizi durdurup taze köy ekmeği çıktı diye yarısını veren biriyle karşılaşabilirsniz. Bunu İstanbul’da bulmanız pek kolay değil.