Hobi

CMC Genel Müdürü Aytaç Aydın:

“Başarımın ardındaki en önemli faktör, sporun verdiği azim ve başarabilme duygusu”

Çağrı merkezi yöneticilerinin bilinmeyen yönlerini sayfalarına taşıyan Call Center Life bu kez CMC Genel Müdürü Aytaç Aydın’ın konuğu oldu.

Düzenli olarak kick boks yapan ve turuncu kuşak sahibi olan Aydın, birkaç ay içinde siyah kuşak almayı hedefliyor. Aynı zamanda avcılık ve balıkçılıktan büyük keyif aldığını belirten başarılı yöneticiye göre avcılık, bütün gün doğanın içinde olma ve dikkati her zamanki odak noktalarının dışında tamamen başka bir konuya yoğunlaştırma şansı sunuyor, stresten ve günlük hayatın birikiminden uzaklaştırıyor.

İş hayatının yoğunluğuyla karşılaşana kadar hayatının her aşamasında farklı sporlar yapan Aydın, hayattaki başarılarında en önemli faktörün sporun verdiği dinçlik,  azim ve bir şeyleri başarabilmeyi görme duygusu olduğunu belirtiyor.

Evli ve 2 çocuk babası olan Aytaç Aydın, iş dışında neler yaptığını, ailesine, kendisine ve hobilerine nasıl vakit ayırdığını anlattı.

Oldukça yoğun bir iş temponuz var. Hobilerinize nasıl fırsat yaratıyorsunuz.

İş çıkısı sonrasını daha çok iş yemekleri ve toplantılara ayırıyorum. Bu nedenle akşamları hobilere hiç vakit kalmıyor. Eğer akşamları vaktim olursa aileme ve çocuklarıma ayırıyorum. Bu nedenle hobiler için ayırabileceğim tek zaman sabah ve hafta sonları.

Yaklaşık 2 yıldır kick boks yapıyorum. Şu an turuncu kuşaktayım. 6-7 ayda sonra da siyah kuşak almış olurum. Tabi bunun için düzenli olarak bu sporu yapmak gerekiyor.

Deşarj olmak açısından da harika bir spor. O anda doğru vurmak ve bütün gücü aktarabilmek gibi şeylere odaklanıp başka hiçbir şey düşünmüyorsunuz. Zihinsel ve fiziksel bir koordinasyon gerektiriyor aynı zamanda. Sadece kol ve bacaklar değil tüm kasları çalıştırıyor. Bilmeden vurduğunuzda hiçbir etki yaratamazken doğru bir vuruşla çok büyük bir etki yaratabilirsiniz.

Kick boks ile nasıl tanıştınız?

Genel olarak sporu çok seviyorum. Hayatımın her aşamasında spor oldu. İlkokulda hentbol, ortaokulda basketbol, lisede ve üniversitede ise futbol takımındaydım. Amerika’da master yaparken de yarı profesyonel ligde oynadım.

Ancak iş hayatıyla birlikte düzenli sporu devam ettirebilmek zor oldu. Amerika’da mümkündü ama 2006’da Türkiye’ye döndüğüm zaman çok yoğun bir tempoyla karşılaştım ve neredeyse hiç spor yapamadım.

Bir dönem  squash denedim. Benim için, hem minimum zamanda maximum efor sarfedebileceğim hem de fit olmamı sağlayacak bir spor olması önemli. Bu nedenle squash bana çok uygun bir spordu. Ancak İstanbul’da uygun saha ve partner bulmakta zorluk çektiğim için devam ettiremedim.

Bir süre, halı saha futbolu ve basketbol oynadım. Bana en uzak olan ise fitness. Fitness salonları beni çok geriyor. Bu nedenle haftada 3 gün hava koşulları ne olursa olsun boğazda koşu yapıyordum. Ancak bu bana yeterli gelmedi. Daha aktif bir spora ihtiyaç duyuyordum ve bu sırada bir arkadaşımın tavsiyesi sonucu kick boksla tanıştım.

Avcılık için fırsat bulabiliyor musunuz şu an

Avcılık çok sınırlı bir sezon. Genelde benim yaptığım avlar Ağustos sonu başlayıp Şubata kadar devam ediyor. O aralar vakit bulmak kolay olmuyor. Hava koşulları da avcılığı etkileyen faktörler arasında yer aldığı için çok sık avlanmak mümkün olamıyor elbette ama fırsat buldukça yılda birkaç kez ava gidiyorum.

Avcılığın en keyifli yanı,  akşamdan gidip sabah erkenden kalkıyorsunuz. Bütün gün doğada sürekli yürüme, sürekli tetikte olma ve dikkati her zamanki odak noktalarınızın dışında tamamen başka bir şeye yoğunlaştırma şansına sahip oluyorsunuz.

Balık için ise daha geniş zaman var. Ona da yılda 4 – 5 kez gitmeye çalışıyorum. O da benim için stresi çok azaltan bir uğraş. Daha çok Çeşme ve Kuşadası’na gidiyorum bunun için.  Doğa, denizde de, karada da farklı güzellikler ve imkanlar sunuyor.

Tercihlerinizi tamamen konsantrasyon gerektiren hobilere yoğunlaştırmanız, iş yoğunluğunuzdan kaynaklanıyor?

Hayatınızın normal akışı içinde aklınızda çok fazla şey olduğunda, kendinize farklı odak noktaları oluşturma ihtiyacı hissediyorsunuz. Dolayısıyla dengeyi kurabilmek gerekiyor. Bu, günlük işlerin kalitesini de üst seviyeye taşımaya yardımcı olan bir etken.  Spor bile tek başına bu dengeyi kurabilmek için yeterli olamayabiliyor. Avcılık ve balıkçılık beni stresten ve günlük hayatın birikiminden uzaklaştırıyor.

Bir gününüz nasıl geçiyor?

06:00’da kalkıyorum. Yaklaşık 45 dakika sonra o gün kick boks yapacaksam onu yapıyorum. 1 saat kadar spordan sonra 08:00 gibi ofiste oluyorum. Sonrasında günüm ortalama 7- 8 toplantılarla geçiyor diyebilirim. İş yemekleri de dahil iş yoğunluğum akşam 10:00’a kadar devam ettiği bile oluyor.

Ailenize nasıl vakit ayırıyorsunuz?

Pek kolay olmuyor tabi. Ama iş seyahatleri gibi istisnai durumlar dışında hafta sonlarımı tamamen aileme ayırıyorum. Sabahları birlikte kahvaltı ediyoruz. Evimizin yakınında orman var. Doğada vakit geçirmeye çalışıyoruz. Hafta sonları bu açığı kapatmaya çalışıyorum.

Spora meraklı bir baba olarak çocuklarınızı spora teşvik ediyor musunuz?

Hoşlarına giden bir spor bulmaları konusunda destek oluyorum sadece. Kızım 6 yaşında ve jimnastikle uğraşıyor.

Ben hayatım boyunca sporun çok faydasını gördüm. Benim hayattaki başarımda şansın dışında en önemli faktör sporun verdiği dinçlik,  azim ve bir şeyleri başarabilmeyi görme duygusudur. Spor mental sağlık için de çok önemli.

Fiziksel ve duygusal özellikler iç içe aslında. Fiziksel olarak kendinizi doğru yönetemezseniz duygusal olarak da yönetemezsiniz. Spor fiziksel tarafı besler. Fiziksel olarak iyi hissetmenizi sağlar.

Sizin için hayatınızın dönüm noktası olduğunu düşündüğünüz bir an var mı?

Çok fazla var aslında. İlki, o dönemde Türkiye’nin en iyi liselerinden biri olan İzmir Fen Lisesini kazanmamdı. Konunun ciddiyetinin çok farkında değildim ve fazla çalışmamıştım ama ben hayatta şansa inanıyorum. Hem öğretmenleri hem de ortamı çok iyiydi. Üniversite sınavında ilk 100’e giren çok sayıda başarılı öğrencileri vardı benim dönemimde. Rekabetin yanında çok güzel bir arkadaş ortamı vardı.

İkincisi Amerika’ya gitme kararımdı. Bu ciddi bir maliyet gerektiriyordu ve burs bulmam gerekiyordu. Orada master yaptıktan sonra dünyanın en iyi okullarından biri İNSEAD’da MBA yaptım.

McKinsey ise hayatımın bir diğer dönüm noktası diyebilirim. Sadece iş değil aynı zamanda bir okuldu benim için. Bana, insan yönetimi ve proje yönetimi anlamında çok farklı yetenekler kattı. Çok yoğun bir çalışma temposu vardı. Orada geçirdiğim 3 yıl, normal bir çalışma düzeniyle karşılaştırıldığında 10 yıla karşılık gelirdi.

Yemekle aranız nasıl?  Yemek yapmayı sever misiniz?

Mutfak sanatları atölyesinin Tatlı, et ve sushi kurslarına gittim. Et konusunda biraz daha ilgiliyim. Evde kalabalık misafir olduğunda et yapmayı seviyorum.

Bunun haricinde yemek yapmaya çok fazla ilgim olduğunu söyleyemem ama yemeyi severim. Hiç yemek ayırt etmem. Yiyemediğim tek şey ciğer. Onun dışında timsah, akrep, çekirge ve yılanı gibi çoğu kimsenin denemeye cesaret edemediği şeyleri bile denedim.

Yaz tatilini mi, kış tatilini mi daha çok tercih ediyorsunuz? Seyahat tercihleriniz nasıl?

Yaz tatillerimi genelde Türkiye’de geçirmeye çalışıyorum. Çocuklar küçük oldukları için yurt dışı seyahatler bizim için kolay olmuyor.

Kış tatilleri için bazen Avrupa, bazen de Erzurum’u tercih ediyoruz. Erzurum’a yılda bir kez gitmeye çalışıyoruz. Kış tatillerinde tercihim ise Snowboard.

Kış tatili ve yaz tatili için tercihler anlamında bir ayrım yapmıyorum; Yeter ki ailemle birlikte olayım.

Tatillerde işten uzak kalmak mı, ulaşılabilir olmak mı tercihiniz?

Benim e-mail okumadığım bir gün bile yoktur. Hafta sonu ve tatiller dahil. Benim karakterimden de kaynaklanıyor biraz. Bizim sektörümüz çok dinamik. Sadece çağrı merkezi değil, aynı zamanda tahsilat yönetimi de, yazılım geliştirme de yapıyoruz. Sahada destek verdiğimiz operasyonlarımız da var. Kampüslerimizin dışında saha destekle çok fazla ile yayılmış olduk. Müşterilerimiz de çok büyük kurumsal şirketler olduğu için, müşterilerine karşı kendilerini farklılaştırma anlamında büyük bir rekabet ortamındalar ve haklı olarak talepleri sürekli artıyor. Bu durum elbette bize yansıyor. Onların bu alanda daha iyi olabilmesi için bizim daha iyi olmamız gerekiyor.

Sonuç olarak 7/24 hareketli olan bir dünyadan bahsediyoruz. Dolayısıyla her an işin içinde olmamız ve iletişimi sürekli tutmamız gerekiyor.

Peki ya müzik?

Sanırım en zayıf noktam sanat. Herhangi bir enstrüman çalamam. Araba kullanırken radyoda çalan müzikler dışında müziğe karşı hiçbir ilgim yok diyebilirim.

Sanat konusunda, kendime görsel sanatları daha yakın buluyorum. Bir konsere gitmektense tiyatroya, operaya veya baleye gitmek daha fazla ilgimi çekiyor. Eşim Ukraynalı. Onların görsel sanatlara ilgisi çok daha fazla. Onun etkisiyle biraz daha kendimi geliştirdim.

Çocuklarınızın bu konuda eğilimleri nasıl?

Onlar neyse ki annelerine çekmişler bu konuda. Kızım 6 yaşında ve çok iyi resim yapıyor. Bu konuda ilgisinin devam etmesini ve kendisini geliştirmesin isterim elbette.

Kızınızla beraber paylaştığınız bir hobiniz var mı?

Henüz çok küçük olduğu için ortak bir ilgi alanı oluşturamadık ama biraz daha büyüyünce birlikte balığa çıkabilir veya tenis oynayabiliriz. Birlikte yapabileceğimiz ortak hobilerim olsun isterim elbette.

Futbol maçlarını takip ediyor musunuz?

Futbol oynuyorum ama izleyici olarak basketbolu tercih ediyorum. Türkiye’de basketbolun seyirci kalitesi futbola göre daha iyi ve seyir zevki daha yüksek. İzleyici olarak futbola ilgimi son birkaç yılda yitirdim.