Kaan Sekban; “Kurumsal geçmişimin kariyerime katkıları muazzam”

10 yıllık kurumsal geçmişinin hayatına kattığı tecrübeleri, kendine has tarzıyla harmanlayan Kaan Sekban, bu birikimlerin ışığında hayat verdiği beyaz yaka komedileriyle kısa sürede adından söz ettirmeyi başardı.

Uzun süredir beklediği terfinin gerçekleşmemesi üzerine, ani bir kararla içindeki sahne aşkının peşinden gitmeye karar veren Kaan Sekban, bu süreçte maddi manevi birçok zorluğun üstesinden gelmek zorunda kalmış.

Kariyerinin başlangıcında 7 aylık bir çağrı merkezi tecrübesi de bulunan başarılı komedyen, geçmişte yaşadığı olumlu ve olumsuz deneyimlerin sağladığı getirileri, gelecek planlarını ve çağrı merkezi sektörüne dair yorumlarını tüm samimiyetiyle Call Center Life’a anlattı.

Farklı bir kariyer süreciniz var.  Oyunculuk, komedyenlik ve yazarlık dışında kurumsal organizasyonlar ve eğitimlerinin de aranan isimleri arasındasınız. Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Aslında etiketlerden çok hoşlanan bir insan değilim. Mesleklerimiz tabi ki bizi tanımlayan kavramlar ancak yine de kimliğimizin çok küçük bir parçası. Bense eski bir bankacı yeni bir komedyenim. Bir kitabım var ama yine de yazar olarak görmüyorum kendimi. Sahnede olduğum her an güldürme gayretiyle çıkıyorum o nedenle nerede hangi etkinlikte veya hangi sahnede olduğumdan bağımsız komedyenim diyebiliriz gönül rahatlığıyla.

Kurumsal hayatta yer almak birçok kişi için amaçken sizin için araç olmuş bir nevi. 30 yaşından sonra, cesaret gerektiren böyle bir değişikliğe nasıl karar verdiniz. 

Bu hem çok basit hem karmaşık bir süreçti benim için. Bir kaç satırla yanıtlayabileceğim bir soru değil maalesef. Kitabını yazdım yüzlerce gösteri yaptım anca insanlara anlatabildim. Ama özetle her şeyi uzun süredir beklediğim terfinin gelmemesi ve içimdeki sahne aşkının ateşle barut misali birleşmesi sonucu kendimi süper irasyonel bir hareketle on yıllık masamı terk ederken bulmam şeklinde ifade edebiliriz. Gerçekten mantıklı ve makul bir karar değildi o zaman için zira gırtlağıma kadar kredi ve kredi kartı borcuna batmıştım.

Ne tür zorluklar yaşadınız?

Yaşadığım en büyük sıkıntılar hem maddi sıkıntılardı. Ailemin yanına taşınmak ve onlardan destek almak zorunda kalmak çok ağır geldi. Kaldı ki onlar da varlıklı insanlar değiller. Onun dışında tabi bir anda her yerden kabul göreceğimi sanmıştım. Sanki özgürlüğüme kavuşunca her şey güllük gülistanlık olacakmış gibi. Bir süre sonra bıçak kemiğe dayanınca kendimi yine bir sürü klasik iş ilanına başvururken buldum bir gece. Tekrar eski çalıştığım yere dönmeye çalıştığım bile oldu. Psikolojik olarak bunları kaldırabilmek çok kolay şeyler değil. Bir de etrafınızda sürekli sizin başarısız olmanızı bekleyen insanlar varmış gibi hissediyorsunuz. Tabi ki varlar ama her yerdelermiş gibi geliyor insana ve onlar kim bilir nasıl mutlu olacak diye kendi kendinizi yiyorsunuz bir süre sonra. Aslında ne fena başkalarını bu kadar umursamak. İşte eski işimden kalan bir alışkanlık bu.
Yaptığı işten mutlu olmayanlar için bir başarı hikayesi diyebilir miyiz sizin için? Benzer durumdakilere önerileriniz neler olur?

Ben bu tarz konularda ahkam kesmek ya da insanlara şunu yapın şunu yapmayın demeyi çok sevmiyorum. Zira herkesin hayatı kendini ilgilendiriyor ve etraf karşısındaki insanların ne zorluklar yaşadığını bilmeden atıp tutan densizlerle dolu. Sadece şunu söyleyebilirim, daha mutlu olacağınızı umarak adım attığınız dış dünyada o mutluluğa erişmek için bir dolu mutsuzluk yaşamanız, pek çok zorlukla mücadele etmeniz, maddi manevi bir takım bedeller ödemeniz ve çok ama çok çalışmanız şart. Bu 2 kere 2 kadar kesin bir gerçek. Tüm bunlara hazır olmadan o yola çıkmak herkesin kaldırabileceği bir durum değil. Ben hiç hazır değilken çıktım ama yoldayken hazır hale geldim, sandığımdan daha güçlüymüşüm meğerse. Pek çok insan ise istiyor ki hemen olsun her şey. Bu maalesef ancak masallarda mümkün.

Kurumsal geçmişinizin bugünkü bakış açınıza ve kariyerinize etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tek kelimeyle özetlemem gerekirse muazzam diyebilirim. Muazzam bir etkisi oldu bana. Özellikle pek çok şeyle bizzat ilgilenen birisi olarak kurumsal hayattan edindiğim iş disiplini sayesinde hem gösterilerimi yapıp, hem kitabımla ilgilenip, hem sosyal medyadan tüm seyircilerimle birebir iletişim kurup hem kendi işlerimin pazarlamasını yapabiliyorum. Bu sektörde hemen hemen hiçbir sanatçıda göremeyeceğiniz bir şey. Genelde insanlar sosyal medyaları iletişimleri basın ilişkileri vs için ayrı ayrı insanlar tutup hepsine bir ton para ödüyorlar. Ancak sosyal medyayı etkin kullandığınızda hiçbirine gerek kalmıyor neredeyse. Ayrıca bilet satış takipleri, diğer şehirlerdeki bilinirliğimizi artırma vs tarafında kendi geliştirdiğim bazı teknikleri kullanıyorum. Bunların hepsi kurumsal hayatın bana kazandırdığı beceriler.

Şu anki çalışmalarınızdan ve ileriye yönelik projelerinizden ve bahseder misiniz.

Bu sezonun artık yavaştan sonuna geliyoruz. Mayıs gösterilerimden sonra dinlenmeye çekileceğim. Ancak üç ay yatacağım anlamında bir dinlenme değil tabi ki. Yine üretimle geçecek bir üç aydan bahsediyorum. Yeni kitabımı bitireceğim. O beni çok heyecanlandırıyor. Şov dünyasındaki iki senemi ve perdenin görünmeyen yüzünü anlatacağım. Diğer yandan yeni sezon açılışını tasarlamaya başladık bile. Şu an netleşmeyen noktaları var sürprizi kaçmasın. Yazın sürpriz bir projeyle de insanların karşısına çıkabilirim. Çok plan yapmayı sevmiyorum ben de akışına bıraktım aslında, ne olacaksa bana da biraz sürpriz olacak.

“Her gösterimde seyircilere, çağrı merkezi çalışanlarına kibar davranmalarını söylüyorum”

Çağrı Merkez, çok çetin ve insanların zor şartlarda çalıştığı bir sektör. Her gün yüzlerce insanla telefonda konuşmak üstelik sadece operasyonda değil her alanda satış baskısı derken insanların psikolojisini koruması gittikçe zorlaşıyor. Her gösterimde seyircilerime söylediğim bir şey var; “bir çağrı merkezinden herhangi bir arkadaşımla muhatap olmak durumunda kalırsanız lütfen karşınızdaki kişiye çok kibar davranın, inanın onlar da sizinle konuşmaya bayılmıyor” Gerçekten her gösterimden sonra olumlu geri dönüşler almaya başladım ve bu beni çok mutlu ediyor. Sektörde teknolojinin de ağırlığı iyice hissediliyor artık. Eskiden bir müşteri telefonda bizi çıldırtırsa hemen sessize alıp öfkemizi çeşitli şekillerde boşaltırdık. Şimdi ise görüntülü aramalar vs derken çağrı merkezi asistanının özel alanı neredeyse kalmadı. Sektörün çalışan konforuna paralel olarak etkin çalışma konusuna daha çok odaklanması şart diye düşünüyorum.

Çağrı merkezlerinde esas yükü çeken agent dediğimiz asistan arkadaşlar. Yöneticilerin çoğu ise dünün asistanları. Türk iş hayatında en büyük problem yöneticilerin yönetici olunca yönetici olmadan önce yaşadıkları sıkıntılara karşı duyarsızlaşmaları. Sanki askerdeymişler gibi zamanında ben çektim o zaman herkes çeksin gibi bir mantık var. Oysa olaya biraz aile reisi gibi bakmak lazım. Ebeveynler nasıl ki “çocuğum benim çektiğim sıkıntıları çekmesin” der hep, yöneticilerin de bu bakış açısında olması lazım. Bahsettiği şey tabi ki işin zorluğu değil. Her iş zor ve öyle de olmak zorunda. Ancak meseleyi daha da zorlaştıran iş yerindeki mobing, anlayışsız yönetici ve çalışma arkadaşları, çalışanlarının iş özel yaşam dengesini allak bullak eden mutsuz yöneticiler. Örneğin geçen ay bir şehirde gösterim vardı, o şehirdeki çağrı merkezinde pek çok yöneticinin çalışanlarına gösterime gelmemeleri yönünde baskı yaptığını öğrendim. Ne kadar korkunç düşünebiliyor musunuz? Çalışanın özel hayatına bile müdahale edebileceğini düşünüyor. Bunların değişmesi lazım.

Kısa da olsa bir çağrı merkezi geçmişiniz de bulunuyor. Mizah yeteneğine sahip biri için ilham veren farklı  insan profilleri ile iletişim kurma olanağı sunan bir iş aslında.   Sizin hiç ilginç bir çağrı deneyiminiz oldu mu?

Olmaz mı. Kitapta ve şovda epeyce anlatıyorum. Özellikle gösterilerimde çağrı merkezi çalışanlarına kibar davranın çağrımdan sonra bir gün bir hanımefendi mesaj atmış, şöyle diyor; “Kaan bey evladım, şovunuza bayıldım, hele o önerinizi kulağıma küpe yaptım, yalnız şöyle bir sorun var, 8 tane yeni kredi kartım oldu!” Neden diye sordum, “e arkadaşlar ne satıyorsa ayıp olmasın diye alıyorum” dedi. Çok tatlıydı. Umarım hepsini iptal etmiştir.