Özge Sarıkadılar: “Marka iletişiminde kreatif içerik önem taşıyor”

Yayıncılık sektörüne genç yaşta adım atan ve dönemin gençlik dergilerinde Genel Yayın Yönetmenliğine kadar yükselme başarısını gösteren Özge Sarıkadılar, 26 yıllık yayıncılık kariyeri boyunca Türkiye’nin en prestijli dergilerinin yönetimini üstlendi.

Uzun yıllar kadın dergilerindeki deneyiminin ardından GQ Türkiye’nin Genel Yayın Yönetmenliğini üstlenmesiyle, bir nevi erkeklerin dünyasına adım atan Sarıkadılar, bu dönemde gerçekleştirilen ve gündeme damga vuran GQ MEN of the YEAR ödül töreninin başarısıyla da adından söz ettirdi.

Şu aralar, markalara kreatif proje ve içerik danışmanlığı hizmeti sunarak deneyimlerini aktaran Özge Sarıkadılar, dijitalleşmenin ve sosyal medyanın yayıncılık sektörüne etkileri, çeşitlenen iletişim kanallarının marka iletişiminde yarattığı dönüşüm ve çağrı merkezi sektörüne dair sorularımızı yanıtladı.

Yayıncılık sektörüyle yolunuz nasıl kesişti?

Yayıncılık dünyasıyla yolum ‘92 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okurken kesişti. Hayal kurma yeteneğimi işe dönüştürmemi sağlayan bir meslek olduğu için tutkuyla, aşkla yaptım ve 26 yılımı, kendimi 360 derece geliştirmeme yardımcı olan bu mesleğe adadım.

Hey Girl, Blue Jean dergilerine çeviriler ve röportajlar yaparak başladım mesleğe. Dergicilik sektörünün duayen ismi Ercan Arıklı beni keşfettiğinde 22 yaşındaydım. 24 yaşında She dergisinin Genel Yayın Yönetmeni oldum. Genç kız dergisi Cosmo Girl’ün Türkiye’de yayınlanması kararı alınınca 28 yaşında onun başına geçtim. Sonra uzun yıllar Cosmopolitan, Harper’s Bazaar, Esquire ve Cosmo Girl’ün yayın koordinatörü olarak mesleğe devam ettim. Doğuş Yayın Grubu dünyanın en prestijli moda dergisi Vogue’u Türkiye’de yayınlama kararı alınca oraya transfer oldum. Vogue’un 2010 yılındaki lansmanından itibaren 7 yıl boyunca derginin Yayın Koordinatörlüğü görevini üstlendim. Bir yıl boyunca Glamour dergisinin Genel yayın Yönetmenliğini yaptım. Ardından Doğuş Dergi Grubu’nda yer alan, dergilerle birlikte işbirliği yapmak isteyen markalara online ve offline kreatif içerikler üreten, event ve organizasyonlar yapan ekibin başına, Projeler Koordinatörü olarak atandım. Bu görevle birlikte GQ Türkiye’nin Genel Yayın Yönetmenliğini yürüttüm. Özellikle her yıl gerçekleştirdiğimiz GQ MEN of the YEAR ödül töreni gerek organizasyonu, gerek ünlü çekimi ve iletişimi, gerekse de sponsor entegrasyonuyla bana çok fazla tecrübe kazandıran bir tecrübe oldu.

Hem kadın hem de erkek dergisi yönetimini üstlenmiş biri olarak ikisinin arasındaki temel farklar neydi? Hangisi daha zor bir hedef kitle?

Erkek dünyası kadın dünyasına oranla daha kaprissiz bir dünya. Özellikle çekimlerde erkekler kadınlara oranla çok daha az kapris yaparlar mesela. Kadınlar nasıl göründüklerine, ne giydiklerine çok daha fazla önem verirler. Fotoğraflarda kusursuz olmak isterler. Erkekler ise oldukları gibi görünmekten hiç rahatsız olmazlar. O yüzden de erkeklerle yapılan çekimler çok daha sorunsuz ve hızlı geçer. GQ dergisinin yayın yönetmenliğini yaptığım süreçte fark ettim ki aslında erkekler biraz kırgın. Kendilerine kadınlar kadar ilgi alaka gösterilmediğinden, sahiplenilmediklerinden şikayetçiler. Çoğu markanın kadınlara yönelik iletişim yaptığını, erkeklerin ikinci plana atıldığını düşünüyorlar. Ben de bu süreçte bir kadın olarak elimden geldiğince erkek dünyasına sahip çıkmaya çalıştım hala da çıkmaya devam ediyorum. Bir de eklemek isterim ki erkek dünyasıyla birlikte çok farklı sektörlerle yakınlaşma fırsatı da yakaladım. Moda ve kozmetik sektörünün daha ağırlıklı olduğu kadın dünyasının yanı sıra içki, teknoloji, saat ve otomotiv sektörüne daha yakın olan erkek dünyasını keşfetmek bana büyük keyif verdi.

Uzun yıllara dayanan yayıncılık deneyiminizi göz önünde bulundurduğunuzda sektörün Türkiye’deki durumunu ve geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında sadece Türkiye değil globaldeki yayıncılığa bakmak lazım. Benim yayıncılığa başladığım yıllarda internet hatta e-mail bile yoktu. Biz dergilere içerik üretirken yabancı yayınlardan faydalanırdık. Şimdi ise durum bambaşka. Her türlü içeriğe gerek sosyal medyadan gerekse dijital platformlardan anlık ulaşılabiliyor. Eskiden insanlar trendleri basılı yayınlardan takip ederken şimdi sosyal medyadan takip etmeye başladı. Bu da doğal olarak dergilerin kan kaybetmesine sebep oldu. Ben Vogue ve GQ’nun dijitalleşme sürecinde aktif çalışmış biri olarak son 5 yıldaki hızlı değişime yakından şahit oldum. Dijital dünyanın bu hızlı gelişimine bütün yayınlar ayak uydurmak zorunda kaldı. Bütün dergiler kendi dijital platformlarını oluşturdu ve okuyucu kitlesiyle oradan iletişim kurmaya başladı. Markalar çok kuvvetli olduğu için bu süreçte hepsi ayakta kalmayı başardı. Influencerlar’ın da çok aktif olarak ön plana çıkmasıyla birlikte özellikle sosyal medyada dergilerin çok büyük rakipleri oldular. Eskiden markalar çoğunlukla dergilerle iş birliği yapmayı tercih ederken şimdi pazarlama bütçelerinin bir kısmını influencerlar’a ayırmaya başladı. Bu da dergilerin can damarı olan reklam ve proje pastasının bölünmesine sebep oldu. Bu pastadan daha fazla pay alabilmek için bütün dergiler farklı markalarla event organizasyonları yapmaya başladı. Aslında yayıncılık eskiden sadece içerik üretip çekim yapmaktan ibaretken şimdi tamamiyle 360 derece marka yönetimine dönüştü. Dergilerin bu dijital rekabette ayakta kalabilmeleri için kreatif ve kalıcı içerikler üreterek bolca haber atlatmaları gerektiğini düşünüyorum.

Önce bloggerlar, sonrasında sosyal medya, influencer gibi kavramlar hayatımıza girdiğimizden beri yaşam tarzı, moda, stil, bakım vb. konularda oldukça söz sahibi oldular. Bu değişim, yenilikleri takip etme alışkanlıklarımızı ne yönde etkiledi?  

Hepsi bireysel mecralar olarak hayatımızın bir parçası oldu şüphesiz. Onların yaşantıları, deneyimleri, paylaşımları özellikle gençlerin özendikleri bir yaşam tarzı haline geldi. Influencer’ların çoğunu kişisel olarak tanıyan biri olarak rekabet ortamında onların da bazı zorluklar yaşadığını biliyorum Moda, seyahat, life style, yeme-içme, magazin, well being alanlarına fokus olanlar ve kaliteli içerikler üretenler ön plana çıktı. Hızlı tüketilen video içerikler oldukça ilgi görmeye başladı ve özellikle you-tube gibi kanallardan video tüketimleri çok arttı. Türkiye’de ve globalde mikro influnencer’lar önem kazanmaya başladı. Markalar influncerlar’la yaptıkları işbirliklerinde sadece takipçi sayısının değil hedef takipçi profilinin ve etkileşimin öneminin farkına vardı.

Siz sosyal medyayı nasıl kullanıyorsunuz?

Ben sosyal medyayı hem bilgi sahibi olmak hem de bilgi paylaşmak için çok aktif kullanan bir insanım. Biz sektörün içinde olduğumuz için her türlü alandaki yeniliklerden herkesten önce haberdar olma lüksüne sahibiz. Ben de bu yenilikleri takipçilerimle paylaşmayı seviyorum. Boş içerikler üretmemeye, güzel fotoğraflarla birlikte bilgi verici paylaşımlar yapmaya, kendi kişisel ve profesyonel deneyimlerimi samimi ve organik bir şekilde aktarmaya özen gösteriyorum. Sosyalliğinden beslenen, gezmeye tozmaya, özellikle seyahate, yeni yerler keşfetmeye, yemek ve içki tadımlarına çok meraklı biri olarak deneyimlerimi oradan paylaşmayı seviyorum. Aksesuara özellikle takılara fazlaca merakım olduğu için #BUGÜNNETAKTIM hashtag’iyle yaptığım paylaşımlarla takipçilerime takıların nasıl kombinlenmesi gerektiğiyle ilgili fikir vermeye çalışıyorum. Dönem dönem ise kendi sosyal medya hesaplarımda bazı markalarla işbirlikleri yapıyorum. Beni takip etmek isterseniz instagram hesabım @ozgesarikadilar

Şu anda odaklandığınız ana alanlar nelerdir?

26 yıllık yayıncılık maceramdan sonra artık kendi kanatlarımla uçmaya karar verdim. Bunca yıllık birikimimi ve deneyimimi faydalı bir şekilde aktarabilmek adına markalara ihtiyaçlarına göre 360 derece dijital ve basılı yayınlar için kreatif proje ve içerik danışmanlığı hizmeti veriyorum. Bu kapsamda neler yaptığımı sıralamak gerekirse dijital ve basılı yayın PR stratejisi planlama, dijital platformlar için videolu ve yazılı içerik üretimi, markaların taleplerine ve stratejilerine uygun Influencer ve ünlü entegrasyonları, birbirlerine uyumlu olduğunu düşündüğüm markalar için işbirliği danışmanlığı, markaların sezonluk kampanya çekimlerinin anahtar teslim prodüksiyonları, yeni ürün lansmanı olan markalar için event organizasyonları, kurumsal dergiler için içerik ve tasarım oluşturma olarak özetleyebilirim.

Teknolojiyi kullanım alışkanlıkları, çeşitlenen iletişim kanalları derken marka algısı ve tüketim tercihleri de derinden etkiledi. Artık markalar için tüketicinin kalbine ulaşmak hem daha kolay hem daha zor. Bu aşamada markaların nasıl bir yol izlemesi gerekir?

Yaşadığımız zor süreçle birlikte online tüketim alışkanlıkları çok değişti. Markaların da artık kendi platformlarında kendi hikayelerini yaratmaları ve müşterileriyle o şekilde iletişim kurmaları gerekiyor. E-ticaret sitelerinin bile sadece satış odaklı değil içerik odaklı olmaları gerektiğini düşünüyorum. Tüketicilerin markaların platformlarına girdiklerinde alışverişin yanı sıra trendlerden haberdar olabilecekleri içeriklerle karşılaşması onların o platformda daha fazla vakit geçirmesini sağlayacağı gibi markaya olan bağlılıklarını da artıracaktır. Yani Sosyal medya entegrasyonlarında ise gerçekten markanın doğasına uygun, daha fazla fayda sağlayabilecekleri influencerlar’la çalışmalarını öneriyorum.