Sağlık

Koronavirüs İçin Psikolojik Önlemler: Kaygı mı? Kayıtsızlık mı?

 Şu anda hepimizin yaşamında hem korku hem de kaygı duygularını yoğunlaştıran dünya ölçeğinde yaşanan bir salgın Covid-19 pandemisiyle karşı karşıyayız. Bu korku ve kaygı hem kendimiz hem sevdiklerimiz hem de bütün insanlığı kapsıyor. Bu konuda korku ve özellikle kaygılarımız bir düzeyde sağlıklı sonuçlara neden olarak tedbir almamamızı sağlarken, bir düzeyde ise kendimiz ve çevremiz için olumlu bir etki sağlamak bir yana olumsuz sonuçlara yol açıyor.

Salgının ilk dönemlerinde belirsizlik fazlaydı ve buna uygun olarak kaygı tepkileri, bu duruma inanmama ve inkar gibi tepkiler çoğunluktaydı. Salgının dünya ölçeğinde neredeyse 1 yıla yaklaştığı bu dönemde ise aşırı kaygı tepkileri oransal olarak azaldı; buna karşılık yorgunluk, bıkkınlık ve aldırmazlık tepkilerinin de arttığını gözlemliyoruz.

Öncelikle oransal olarak azalsa da hala görülen aşırı kaygı ile başlayalım: Kaygı, korku gibi geçici bir duygu olmak yerine genellikle bir ilk korku tarafından tetiklenen çok daha uzun, çok daha karmaşık ve zorlayıcı bir duygudur. Covid-19 tanısı konulmuş kişinin yaşadığı korku iken; bir hafta önce gittiği doktorda bekleme salonunda öksüren bir kişinin Covid-19 olup olmadığıyla ilgili, o kişinin dokunmuş olduğu bir şeye dokunup dokunmadığı, dokunduysa sonrasında ağzına götürüp götürmediği veya eğer Covid-19 enfeksiyonu tanısı alırsa bu durumu kaldırıp kaldıramayacağı, nefes darlığı olursa bunu nasıl katlanacağı, kendisine doğru hastanede doğru doktorlar tarafından doğru tedavinin verilip verilmeyeceği, hastalandığı sırada hastanede yer kalıp kalmayacağı, annesine/babasına Covid-19 bulaşırsa bu durumda yaşayacağı duygusal zorlukla nasıl baş edeceği, onların tedavisiyle ilgili işlemleri nasıl yaptıracağı vb. ile ilgili düşünüp durmak kaygı bozukluğunun işaretleridir.

Hangi durumda kaygı bozukluğu diye adlandırıyoruz?

Bu tür düşünceler veya endişeler hepimizin aklına gelir, gelmesi de doğaldır. Burada bu duruma kaygı bozukluğu demememize yol açan şey kişinin bu düşüncelere verdiği tepki yani bunlar üzerine uzun uzun düşünüp analiz yapması, düşünerek bunlara nihai kesin bir çözüm araması, bu sırada yaşadığı andan ve çevreden kopması; gereksiz ve abartılı kaçınma ve güvence arayışına girmesi, saatlerce internette Covid-19 üzerine araştırma yapması, sosyal medyadan internetten haberleri takip etmesidir.

Hastalık kaygısı bozukluğu

Rahatsızlık düzeyine ulaşmış hastalık kaygısına ‘hastalık kaygısı bozukluğu’ diyoruz. Bu durumun başlıca özelliği bireyin zihinsel, ve davranışsal olarak ciddi bir hastalığı olması veya hastalanmakla aşırı uğraşı içinde olması, o sırada kişide ciddi bir bedensel belirti olmaması veya varsa da sadece hafif yoğunlukta olmasıdır. O sırada birey eğer belli bir tıbbi hastalık veya hastalık gelişmesi için yüksek risk taşıyorsa (aynen bugün Covid-19 salgınında olduğu gibi) bireyin bu konuyla ilgili zihinsel davranışsal uğraşısı ve duygusal tepkisi açıkça abartılı veya uygunsuzdur.

Prof. Dr. M. Hakan Türkçapar, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi

Gerçekçi bir risk-tehlike değerlendirmesi yapmak önemli

Pekala kaygı tepkimiz aşırı ise yapmamız gereken nedir? Gerçekçi ve basit bir risk-tehlike değerlendirmesi yaparak gerçekçi bir şekilde düşünmek ve hayatımızı mümkünlere (olabilirlere) göre değil de muhtemellere (olası olana) göre yaşamak.

Covid için gerçekçi bir risk analizi ne olabilir? Bence burada detaylı birtakım risk hesaplarına, analizine gerek yok. Covid hepimiz için ciddiye alınması gereken gerçek bir risk. Bu durumu, risk hesabı, istatistik vb. yaparak azaltamayız, yok edemeyiz. Covid çabuk, kolay bulaşma özelliğine sahip, ciddi ve öldürücü potansiyele sahip bulaşıcı bir hastalık. İnsanlara bulaşıyor, biz de insanız, bize de bulaşabilir. Burada yapılması gereken şey, şu anda en temel önlemleri almak. (karşımızdaki kişiyi potansiyel enfeksiyon taşıyıcısı olarak görerek uygun biçimde maske takmak, 1.5 metrelik mesafeye dikkat etmek, kapalı kalabalık ortamlarda az bulunmak ve hijyen kurallarına uymak) Bunları gerçekleştirmek çok kolay değil ama çok zor da değil.

Aldırmazlık toplum için daha tehlikeli 

İkinci ve toplum için daha da tehlikeli olan psikolojik tutum ise aldırmazlıktır. Şu anda salgının başlangıcına göre reel tehlike çok daha fazla artmasına rağmen maalesef toplumda çoğalan tutum aldırmazlık ve buna bağlı tedbirsizlik.

Bir kısım insan bu kaygı oluşturucu durumdan inkar veya aldırmazlıkla kurtulmayı seçebilir. “Bana ve sevdiklerime bir şey olmaz.” “Bana/ bize bulaşmaz” veya “bu ciddi bir hastalık değil” gibi bir aldırmazlık sağlıksız bir tutum olacaktır. Üstelik bu aldırmaz tutum sadece kişiye değil çevresine ve topluma da zarar verir. Çünkü hijyen kurallarına, sosyal mesafeye uymayarak ve belki de hastalanıp hastalığı yayarak topluma da zarar verir. Bu kişileri elimizden geldiğince nazik bir şekilde uyarmak, olmuyorsa onlardan uzak durmaya çalışmak en iyi tutum olacaktır.

Bu tür bir hastalıkta en iyi tedavi aslında o hastalığa hiç yakalanmamaktır. Bu konuda da çaresiz değiliz. Alabileceğimiz uygulanabilir önlemler var, biz ağırlığımızı kaygı ve endişe duymaya değil; önlemleri uygulamaya verelim.

Herkese ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı günler diliyorum.