Sağlık

Obezite cerrahisi kararını plastik kaygılar değil ihtiyaçlar belirlemeli

Şişmanlık günümüz toplumlarında sıkça rastlanılan bir sağlık problemidir. Şişmanlığa kas-iskelet sistemi, kalp-damar sistemi ve nöro-endokrin sistem başta olmak üzere vücutta kalıcı ve geri döndürülmesi zorlaşan problemler eşlik edebilir. İşte bu tarz problemlerin birlikte olduğu şişman hasta grubuna ‘Morbid Obez’ grubu denir. Vücut Kitle İndeksi’ ne (VKİ) ne göre 25 üstü değere sahip bireyler ‘kilolu’ birey olarak değerlendirilir. 30 üstü VKİ olan birey ise artık ‘şişman’ olarak değerlendirilir. Ancak bu durum her şişman hastanın derhal bir cerrahi müdahaleye gitmesi gerektiği anlamına gelmez.

Toplumda mide küçültme ameliyatı olarak bilinen ancak tıpta obezite/bariatrik cerrahisi ana başlığı altında toplanan pek çok cerrahi girişim söz konusudur. Obezite cerrahisindeki temel amaç hasta olduğunu zanneden kişilerden çok, bu işlemlere gerçekten aday insanların tedavi edilmesidir. Yoksa plastik kaygılar nedeniyle yapılacak işlemler değillerdir. Şişmanlık ve ilişkili hastalıklar için obezite cerrahisi ile günümüzde mükemmele yakın sonuçlar elde edilebilmektedir.  Morbid şişmanlığı olan hastada ortalama yaşam süresinin 10-15 yıla kadar kısaldığı düşünülürse bu tarz işlemlerin hayati önemi net anlaşılacaktır. Ancak obezite cerrahisi en basitten en karmaşık olana ve birlikte metabolik cerrahi komponenti de eklendiğinde yapılması son derece teknik bilgi, tecrübe, hasta hekim ilişkisi isteyen işlemlerdir. Bu işlemlere aday olan hastaların konu ile ilgili bilgilendirilmesi esastır.

Op.Dr. Süleyman Orman,Gastroenteroloji Cerrahisi Uzmanı

Tıpta yapılan işlemler etik, estetik ve epistemolojik açıdan belli bir olgunluğa ulaşmış durumlarda yapılır. Günümüzde bu işlemler uygun merkez ve ehil ellerde yapıldığında tıpça kabul edilmiş işlemlerdir. Tıpta hastalık yerine her hasta ayrı ayrı olarak değerlendirilir. Her hasta için her obezite işlemini uygun değildir. Bireyselleştirilmiş programlar ile morbid obez hastalara yaklaşılır ve buna göre bir yol haritası belirlenir. Şişmanlığı bilinen bir tıbbi hastalığa bağlı olan kişide yanlış alana yapılacak küçültme işlemi yarardan çok zarar verecektir. Bu yüzden hastalar endokrin, psikiatri, diyet uzmanlığı ve gerekirse diğer bölümler ile tabiri caizse tepeden tırnağa tüm bölgelerinin fizik muayenesi yapılıp gerekli anestezi hazırlığı sonrası operasyona alınır. Özellikle son 25 yılda laparoskopi-robot cerrahisindeki baş döndürücü gelişmeler ile artık morbid şişmanlık cerrahileri de ‘kapalı yöntemler’ ile yapılabilmektedir. Bu yöntemler ile hem hastaların daha az acı çektiği hem de işe dönüş sürelerinin daha kısa olduğu pek çok çalışmada gösterilmiştir.

Obezite cerrahisi sonrası hastalar ortalama 12-18 ayda vücut kitlelerinin %50’ sinin rahat bir şekilde verirler. Burada amaç hastayı aç duruma getirmeden temel vücut ihtiyaçlarını sağlayacak şekilde kilo verdirmektir. Takdir edilirse tüm hayatı boyunca aşırı yemeye bağlı bir ‘doğal’ davranış geliştirmiş bireye ameliyatı sonrasının çok da konforlu olamayabileceği söylenmelidir. Cerrah burada morbid şişman hastayla iletişiminde hastanın vücut sağlığı ile birlikte dirayet ve ameliyat kararlığı hakkında fikir sahibi olmalıdır. Samimi uzun süreli diyet ve antrenmana rağmen bu fazla kiloları ve ilişkili hastalıklarını çözememiş bireylerin ameliyat sonrası iyileşme ve kilo vermelerinin çok daha tatminkar düzeyde olduğu gözlemlenmektedir.

Bu operasyonların kendine has, tıp literatüründe belirlenmiş istatistiksel sınırlar çerçevesinde morbidite, komplikasyon ve mortalite riski mevcuttur. Bu durumlar hem mediko-legal hem de ahlaki ve vicdani nedenlerden dolayı hasta ve yakınları ile ayrıntılı konuşularak ve kayıt altına alınarak ayrıntılı şekilde anlatılmalıdır.  Günümüzde istisnaları olmakla beraber VKİ 35 üstü olan ve birlikte 2 yandaş hastalığı bulunan veya VKİ 40 üstünde olan hastalara morbid obezite cerrahisi uygulanmaktadır. Hangi hastaya hangi tip ameliyatın yapılacağı ise kişinin tüm durumları ve beklentileri formüle edilerek belirlenir.

Obezite ameliyatları başlıca olarak küçültme-kısıtlama ve by-pass cerrahileri olarak ikiye ayrılır. Günümüzde en sık yapılan işlem tüp mide ameliyatı olup tıpta sleeve gastrektomi olarak bilinir. Bu ameliyatlarda amaç midenin ghrelin denen açlık hormonunun salgılanmasını azaltmak veya bypass etmektir. Azalan iştah, yeme dürtüsünün azalması, artan tokluk hissi ve bypass edilen gıdanın etkisiyle hızlıca kilo verimi beklenir. Bu ameliyatlarda yüzlerce iç dikiş atılmasını sağlayacak ileri teknoloji ürünü alet ve malzemeler kullanılır. Hem anestezi hem genel cerrahi hem de obezite cerrahisine has ve has olmayan sıkıntılar hastalarda gelişebilmektedir. Ancak bu riskler hastaların genel değerlendirmeleri ile minimize edilir. Ancak yine de tehlike sıfır düzeyinde değildir. Kanama ve kaçak oranları genelde %1’in altındadır. Ölüm ise bu ameliyatlarda %0.1 düzeyindedir. Ortalama ameliyat süreleri 1 saat ile 3 saat arasında değişmekte olup tekrarlayan işlemler de gerekebilmektedir. Hastaların beşte birinin tekrar verdikleri kilolarını aldıkları bilindiğinden hastanın bu tarz bir işleme ne kadar hazırlıklı olduğu çok önem arz etmektedir. Hastaların 18. aydan sonra kilo vermelerinin durması beklenir. Tabii ki bu ameliyatlar sonrası cilt ilişkili sarkma tarzı sıkıntılar olacaktır. Bu durumlar da daha sonraları hekim hasta iş birliği ile ek cerrahi branşlar yardımı ile çözülebilmektedir.