Konuk Yazar

Yeni normalde GIG’in ikinci doğuşu…

Bundan seneler önce İstanbul Shangri-La Otel’de bir etkinliğe katılmıştım. Etkinliğin teması teknolojinin hayatlarımızı ve

özellikle mesleklerimizi nasıl etkilediğiydi. Hollywood’un sıklıkla filmlerine sıklıkla konu olan “yakın geleceğin” dünyası bizi ve gelecek nesilleri nasıl etkiliyor konuşuldu, tartışıldı. Konuk konuşmacı olarak çok severek takip ettiğim Serdar Kuzuloğlu’da etkinliğe davet edilmişti. Serdar Bey’in çok güzel bir örnek ile ele aldığı konu, işimizi yapay zekaya kaybetme korkusuydu!

Konuyu bağlayacağım yer ile alakalı olduğu için hikayeye kısaca değinmeden edemeyeceğim; Sabo terliklerini giymemiş olsak bile hepimiz biliriz. 16.ve 19.yüzyıllar arasında Fransa ve Fransa’yı çevreleyen ülkelerde fakir halkın giydiği tahta ayakkabılara (Sabot- Hollanda da ismi Klompen) verilen isimdir. Tarım işçileri ve madenciler tarafından koruma amaçlı da giyilmekte olan Sabo ayakkabıları, endüstri devrimi döneminde yeni bir anlam alarak Sabotaj kelimesini sözlüklerimize katar. Rivayet odur ki, tarlalarda, madenlerde, dokuma tezgahlarında çalışan işçiler endüstri devrimi sırasında geliştirilen makinelerin kendilerinden çok daha hızlı üretim yaptığını gözlemlemişler ve bu durumun işlerini kaybetmeye kadar gidebileceğini düşünerek kapılarından içeri girmiş olan bu düşmanı bertaraf etmek için tahtadan yapılmış olan ayakkabılarını bu makineleri bozmak için kullanmışlardır. Yani bizim bütçe dostu, düşük gelirli işçinin sadık yol arkadaşı Sabo, “Sabotaja” hayat vermiştir. Sabotajın rivayete dayalı etimolojik hikayesi bu. Enteresan olan şey, aradan 400 yüzyıl geçtikten sonra bile korkuların aynı kalmasıdır. Şimdi artık ışıksız fabrikalar, RPA /SPA (Robotik Süreç Otomasyonu / Akıllı Proses Otomasyonu), OCR (Optik Karakter Tanıma) ve Yapay Zekayı konuşmakla kalmıyor iş ve özel hayatımızın içine dahil edip fiilen kullanmaya başladık. İnsan oğlunun bilmediği, tam olarak hakim olmadığı durum ve konulara karşı verdiği tepki bazen çok aşırı uçlarda yıkıcı etkileri olabilmektedir. Ancak çoğunlukla, tedirginliğimizi “durumu/olayı” yok saymak ile yatıştırmak ve önce başkalarının vereceği tepkileri, alacakları aksiyonları görüp değerlendirmeyi tercih ederiz.

Buna benzer bir durumda GIG ekonomisi için geçerli. GIG ekonomisi yeni bir kavram değil. Aslında oldukça uzun bir zamandır hayatımızın içinde. Sabo örneğindeki gibi GIG ekonomisinin de ismini aldığı bir yer var. Genellikle müzisyenlerin bir araya gelip uzman oldukları enstrümanları çalıp neşelendikleri aktivitelere verilen isimdir “gig”. Tabiri caiz ise bir araya gelip tımbırdatmak… Sonraları “paylaşımlı ekonomi” ve “işbirliği ekonomisi” isimleri ile de bilinen bu modelin DNA’sında yıkıcı ve yenilikçi ekonomi vardır. Bu işin öncülerinden sayabileceğimiz 1995’te kurulan Craigslist’te kadar gider aslında.

Erdem Emiroğlu, Trenkwalder CRM Direktörü

Kuruluşların ve bağımsız çalışanların kısa vadeli iş düzenlemelerine katıldığı bir serbest piyasa sistemi olan GIG modeli, BLS ‘e(Amerika işçi istatistikleri bürosu) göre GIG ekonomisi paydaşı/katılımcısı olarak sadece Amerika’da 55 kişi vardı. Yine aynı büronun tahminleri göre çalışanların %36’sının GIG ekonomisinde yer aldığını ve Amerikan şirketlerinin %33’ü bu modeli çok yaygın olarak kullanmakta olduğu söylemekte. Teknolojinin uzaktan çalışmanın önündeki engelleri aşmamıza yardımcı olması ile birlikte paylaşımlı/işbirlikçi ya da GIG ekonomisinin büyüme hızının artacağını düşünenlerdenim. Almanya’nın dışarıdan kalifiye eleman (aradıkları, vidayı sıkacak, ocağa kömür atacak kişi değil artık…)bulmak için büyük çabalar harcadığını biliyoruz. İkna oldukları bir başka konu ise özellikle yazılım sektöründe aradıkları niteliklerdeki kişilerin dizlerinin dibinde olmaksızın dünyanın başka yerlerinden çalışabilecekleridir.

Yakın çevremdeki dostlarım ve arkadaşlarım ile yaptığım sohbetler ve değerlendirmelerimizde, hem çalışana hem de işverene esneklik sağlayan bu çalışma modelinin daha birçok sektöre pentre edeceğini göreceğimiz kanısında olduğumuzu söyleyebilirim. Bazı sektörlerin gerek regülasyonlar, gerek müşterilerin anlaşmalara koyduğu bazı maddeler yüzünden katılamadığı paylaşımlı ekonomiye bu regülasyonlar ve kısıtların ortadan kalkması ile sandığımızdan daha hızlı dahil olacağız. Zira daralan ekonomiler, maliyetlerin düşürülmesi için kaynakların daha verimli kullanılması zorunluluğunu getirir.

Unutmayalım, bir buçuk ay öncesine kadar evden çalışma, uzaktan eğitim ve benzeri teknolojilerin sunduğu çözümlere “biz bu şirketin kapısından girmezsek bir ay sonra kapıya kilidi vururuz” cevabını veriyorduk. Bizim işe uymaz, nasıl kontrol ederiz, verimlik düşer, çalışan motivasyonu ve bağlılığını nasıl sağlarız deyip bir kenara bırakılan paylaşımlı ekonomi modelini, early adaptor – erken uygulayıcı olup pastanın büyük dilimini kapma potansiyeli olan şirketlerin büyük bir merak ile izleneceği bir döneme girdik.

Unutmayalım ki, her şey yapılana kadar imkansızdır.