Hobi

Avivasa Genel Müdür Yardımcısı Berkant Dişcigil

“Hayatımı tek boyutlu geçirmemeye özen gösteriyorum”

 

İş hayatındaki başarılarıyla öne çıkan sektör yöneticilerini farklı yönleriyle yansıtmaya, AvivaSA Emeklilik ve Hayat A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Berkant Dişcigil ile devam ediyoruz.

Hobilerin, insanın hayatını zenginleştirmede, gerek bedensel, gerekse ruhsal sağlığı korumada en önemli araçlar olduğunu belirten Dişcigil, iş yaşamı dışında, kendisine ve başkalarına faydalı olmaya yönelik aktivitelere zaman ayırmayı ihmal etmiyor. Düzenli spor yapıyor, yeni coğrafyaları ve kültürleri tanımak için tüm seyahat fırsatlarını değerlendiriyor.

Aynı zamanda, çevre ve insanı odağında tutan çeşitli sivil toplum hareketlerinde gönüllü olarak yer alan Dişcigil,  eğitimlerini tamamlamaları için dezavantajlı kesimlerdeki kız çocuklarına destek olmak amacıyla faaliyet gösteren Payda Platformu adlı bir derneğin yönetiminde yer alarak, başkalarının hayatlarına dokunan çalışmalarda da aktif olarak faaliyet gösteriyor.

 

Öncelikle kısaca kendinizden bahseder misiniz?

48 yaşında, artık orta yaşta oldukça ilerlemiş biriyim. Evliyim. 15 yaşında bir oğlum var. Deniz aşığı bir Muğla’lıyım. Yatılı okullarda geçen bir orta öğrenim sonrasında İTÜ İşletme Mühendisliğinden mezun oldum. Sabancı Üniversitesi’nden Executive MBA derecem var. 20 yıldır sigortacıyım. Hayat sigortaları ve bireysel emeklilik alanında birçok farklı fonksiyonda sorumluluk aldım. Halen AvivaSA Emeklilik ve Hayat A.Ş.’nin satış sonrası hizmetler, çağrı merkezi, telesatış, mevzuat uyum ve hukuktan sorumlu genel müdür yardımcılığını yürütüyorum.

 

Yoğun tempoda çalışırken hobileriniz için nasıl vakit buluyorsunuz? Neler yapıyorsunuz?

Hayatımı tek boyutlu geçirmemeye özen gösteren biriyim. Hobilerin, insanın hayatını zenginleştirmede ve gerek bedensel, gerekse ruhsal sağlığı korumada en önemli araçlar olduğunu düşünüyorum. Bu amaçla, ilgi duyduğum konulara zaman ayırmaya özellikle dikkat ediyorum. Haftada 3-4 gün düzenli spor yapıyorum. Eskiden düzenli olarak yüzerdim. Son birkaç yıldır ise fitness antrenmanları ile yetiniyorum. Spora ek olarak seyahati çok seviyorum. Her yıl mutlaka 2-3 görmediğim yeri tatil planlarıma eklerim. Ayrıca elimden geldiğince sosyal sorumluluk çalışmalarına zaman ayırıyorum.

 

Spor yapan biri olarak yeme içme önerileriniz nelerdir. Siz nasıl bir beslenme programı uyguluyorsunuz?

Spor yapmaktaki amacım, sağlıklı ve zinde olmak. Öyle çok iddialı hedeflerim yok. Bu nedenle özel bir diyet uyguladığımı söyleyemem ancak karbonhidrat yoğun yiyeceklerden kaçınıyorum. İstisnalar haricinde öğünlerde ekmek, pilav, makarna ve unlu mamuller yemem. Haftada bir, belki iki kez tatlı yerim. Bir Egeli olarak zeytinyağlı sebze yemeklerini çok severim. Diğer yandan, yemek yemenin zevkinin de atlanmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle, kararında olmak kaydıyla canımın çektiği hiçbir şeyi de kenara itmem.

 

Seyahat tercihleriniz nasıl? Yaz tatilini mi, kış tatilini mi daha çok tercih ediyorsunuz?

Dağda, temiz havada, manzaranın, sessizliğin ve doğanın keyfini çıkardığım kayak tatilleri ile uzun uzun yüzerek özgürleştiğimi hissettiğim deniz tatilleri dışında, seyahatlerimde bahar havasını daha çok severim. Mümkün mertebe, gittiğim coğrafyanın seyahate en uygun mevsimini seçmeye çalışırım.

 

Tatillerde işten uzak kalmak mı, ulaşılabilir olmak mı tercihiniz?

Kesinlikle işten uzak kalmayı tercih ederim. Zaten bazı seyahatlerimde internet erişiminin sınırlı olduğu yerlere gidiyorum. Çok kuvvetli ekip arkadaşlarım var. Ben olmadan da işleri çok iyi idare ediyorlar. Gözüm hiç arkada kalmıyor.

 

 Seyahat ettiğiniz ülkelerde nasıl bir gezi programı planlarsınız.

Seyahat, benim için yeni coğrafyaları ve kültürleri tanımak için bir fırsat. Eğer bir şehirdeyseniz yürümek, bunun için en iyi yol. Ayrıca müzeler de kültürü tanımak için çok kıymetli hazineler. Tabi sadece büyük müzeleri değil, varsa belli bir konuda uzmanlaşmış küçük müzeleri de atlamamak lazım. Diğer yandan seyahatlerde sadece görmeye değil, kısa da olsa orayı yaşamaya çalışırım. Özellikle eşimin seyahatlerimize getirdiği bir boyut bu. Bir kafede veya parkta oturup ortamın keyfini çıkaracak fırsatı mutlaka yaratırız. Benzer durum, yemek konusunda da geçerli. Olabildiğince turistlerden uzak, yerli halkın tercih ettiği mekanları önceden araştırıp gideriz. Gittiğim yerde hangi farklı lezzetler varsa, kaçırmamaya çalışırım. Bu mekanlara ve lezzetlere daha yakın olmak için de şehir merkezlerindeki küçük otelleri tercih ediyorum. Tabi eğer o seyahatte şehir yerine doğa teması ön plandaysa, o zaman olabildiğince doğanın içinde, hatta mümkünse kulübe tarzı yerleri seçiyorum.

 

Gittiğiniz yerlerde sizi en çok etkileyen ülkeler hangileri oldu. Sizi etkileyen yönleri nelerdi bu ülkelerin?

Bu, kolay kolay yanıtlayamadığım bir sorum. Muhtemelen, sadece seyahatte olmak insana iyi geldiği için, o sırada gördükleriniz ve yaşadıklarınız daha hoş geliyor. Bununla birlikte aklıma ilk gelen birkaçını söyleyeyim..

Öncelikle Hindistan. Bu coğrafyada hiç aşina olmadığımız bir kültür. Tamamen farklı bir inanç sistemi. Bir yanda görkemli zenginlik, bir yandan sıfır noktasında yoksulluk. Ancak en yoksulların dahi yüzlerinde başka hiçbir yerde görmediğim güzellikle gülümseme. Kanımca Hindistan’ın görmeyen bir kişinin dünyaya ilişkin algısı eksik kalır.

Doğal güzellikler açısından ise gittiğim ülkeler arasında İzlanda ve Norveç’in yerleri ayrı. İzlanda, ihtişamlı dağları, volkanları ve şelaleleri ile çok etkileyici. Muhtemelen jeolojik olarak genç bir ada olması ve bitki örtüsünün seyrekliği nedeniyle sanki başka bir gezegen. Norveç ise, bir hayal ülkesi gibi. Diğer seyahatlerimden farklı olarak orada gemi yolculuğu yapmıştık. İlk sabahımızda ve sonraki her sabah uyandığım o muhteşem sakinliğiyle fiyortları hiç unutamam.

Son olarak İtalya.. Her gittiğimde tekrar tekrar çok seviyorum. Tabi, aslında ülkemiz, özellikle Ege ile benzerlikleri çok olan bir coğrafya. Bununla birlikte, İtalyanların ülkelerini kendi yaptıklarıyla daha da güzelleştirdiklerini görmek çok imrenilesi geliyor bana. Her şehir, kasaba ve köy sanki içinde bulunduğu coğrafyayı tamamlıyor ve yüceltiyor.

 

Gerçekleştirmeyi çok istediğiniz ancak fırsat bulamadığınız, “keşke yapsaydım” dediğiniz bir uğraş var mı?

Var tabi. İkisinden bahsedebilirim. İlki yelken. Birkaç kez farklı kurslara katılmama, kaptanlık brövesi almama rağmen, denizin ve sahillerin keyfini bir de yelkenliler ile çıkarmaya fırsat bulamadım. Tabi yelken, bir hobi olarak oldukça zaman ve maddi kaynak gerektiren bir uğraş. Hayatımda bu yeri henüz ayıramadım.

Diğeri de amatör astronomi. Çocukluğumda yıldızlara çok meraklıydım; o zamanlar Marmaris’te sahilde Samanyolu’nu çıplak gözle kolaylıkla görebildiğim için olsa gerek. Daha ilkokuldayken süpernovalar, karadelikler, nötron yıldızları v.s. hakkında merakla okurdum. Yıldız gözlemi gezilerine de katılmışlığım vardır ama şöyle iyi bir teleskop edinip düzenli olarak gökyüzü gözlemleri yapmıyorum. Tabi giderek artan ışık kirliliği bunu pek de kolaylaştırmıyor.

 

Sosyal sorumluluk konusunda ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

İnsanlar, hayatlarını ancak başka insanların ve başka canlıların desteğiyle sürdürebilen varlıklar. Ancak medeniyet ile birlikte insan kendisini doğanın bir parçası olarak değil, onun efendisi gibi davranmaya başlamış. Bunun sonuçlarını, Dünya’mızın giderek kirlenmesi ile ve canlı türlerinin birbiri ardına insandan kaynaklanan sebeplerle yok olması ile yaşıyoruz. Halbuki doğal denge yoksa, insan da yok, medeniyet de.

Diğer yandan, gerek ekonomik sistem, gerekse geçmişten gelen sosyal düzen, toplumun farklı kesimleri arasındaki eşitsizliği giderek artırıyor. Bunun sonucunu ise toplumsal huzursuzluklar, savaşlar, ekonomik ve siyasi çalkantılar ile yaşıyoruz. Halbuki, sosyal bir varlık olarak insanın huzurlu bir hayat sürmesi, ancak toplumsal huzurun sağlanması ile mümkün.

Bu iki konu alanda da yapılabilecek birçok şey var. Gençliğimde özellikle çevre konularında gönüllü olarak görev alırdım. Sonra sivil toplum kuruluşları (STK) ile bağımı sadece düzenli olarak maddi destek sağlamaya indirgemiştim. Ancak son dönemde tekrar gönüllü olarak sosyal sorumluluklarımı yerine getirmeye çalışıyorum. Elbet maddi destek önemli ama Türkiye’de STK’ların asıl ihtiyacı, düzenli gönüllü desteği. Bu çerçevede son bir yıldır Payda Platformu adlı bir derneğin yönetimindeyim. Ülkemizin farklı toplumsal sorunlarının ancak dayanışma ile çözülebileceğini düşünen çok değerli insanların aktif rol aldığı bu derneğin en önemli çalışmalarından biri, eğitimlerini tamamlamaları için dezavantajlı kesimlerdeki kız çocuklarına destek olmak. Bunu sadece para vererek değil, onlara aynı zamanda koçluk yaparak ve çevrelerinde bir destek ağı kurarak yapmaya çalışıyoruz.

 

Hobi edinmek konusunda sektörün genç çalışanları için tavsiyeleriniz neler olur?

Bu dünyaya hepimiz sadece bir kez geliyoruz ve bu hayatı anlamlı kılmak bizim elimizde. Hobiler, hayatımıza anlam ve zenginlik katmak için çok iyi fırsatlar yaratıyor bize. Diğer yandan, sosyal sorumluluklarımızı yerine getirmek de çok önemli. Başını yastığa koyduğunda insanı en mutlu eden şey, o gün bir başkasına yardım etmiş olmak. O yüzden bunlar için vakit ayırmalarını kuvvetle öneririm. Tabi bu zamanı ayırmak çok kolay olmuyor ancak benim önerim çıtayı alçak tutmaları. Örneğin spor için günde sadece 20 dakika ayırmaları dahi yeterli olur. Önemli olan, belli bir ritim ile bu alışkanlıkları hayatımızın bir parçası haline getirmek. Sosyal sorumluluk çalışmalarına da benzer şekilde yer verilebilir. Haftada 1 saatinizi dahi önemsediğiniz bir konuda faaliyet gösteren bir dernek için ayırsanız, ki uzaktan erişimle yapabileceğiniz birçok şey var, o dernek için çok büyük katkı sağlarsınız. Özellikle küçük derneklerin sizin desteğinize çok ihtiyacı var.

 

Eklemek istedikleriniz…

Bu salgın günleri hayatımızın ve birbirimizin değerini bizlere tekrar hatırlattı. Bunu bundan sonra da unutmayalım. Elbet her şey yoluna girecek. Herkese sağlıklı günler diliyorum.